Anasayfa > Yazarlar > Esin Tümer > 'Üstyapı" büyüdükçe 'altyapı" küçülür!
'Üstyapı" büyüdükçe 'altyapı" küçülür!
23 Temmuz 2017 Pazar, 14:15

Günümüz teknik imkânları ile bir kilometre yüksekliğinde kule tasarlamak mümkün. Metropol kentlerde emsal artışı ile göklere istediğimiz kadar yükseliyoruz. Ne mutlu ki çelik ve beton bize bu olanağı sağlıyor ve göç, nüfus artışı, kaliteli ve sağlıklı konut talebi üstyapı büyüdükçe karşılanabiliyor (!). Keşke konu bu kadar basit olsa. Altyapıyı oluşturan unsurlar kentin üstyapısı yükseldikçe daha büyük çapta, daha derinde, daha geniş vs. olmuyor! Altyapıdaki “künk boru”nun çapı belli. Mevcut sokağınızda üstyapıda 5 kattan 20 kata çıkınca, altyapınızda künk de 4 kat büyümüyor! Yapılı çevrenin mikro ve makro klimaya etkisi de ortada. Binalarımızın yüksekliği, şekli, açıları, yere yöne uyumsuzluğu, hava akım yönü, hızı, rüzgâr, türbülans etkisi, ısınan beton yüzeylerin çevreye yaydığı ısı vb. pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Kısaca “insan yapımı” her yapının bıraktığı bir “İZ” var ve bu iz doğal olana bırakın tam anlamıyla “UYUMSUZ”.

YAĞMUR NORMAL ANORMAL OLAN BİZİZ!

Orman ve Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün 1981-2016 yılları arasındaki Türkiye genelinde yağış verilerine bakıldığında 35 yıl içinde “normal” sınırın üzerinde 17 yıl gözüküyor. Lakin yağmurun miktarı aynı olsa da şiddeti 17 yıl içinde katlanarak artıyor ve sonuçları “afet” boyutlarına taşınıyor. Geriye dönük bakıldığında 2009 yılındaki 31 ölüm ve 9 kayıpla (Ayamama Deresi’nin taşması) sonuçlanan sel felaketi, İstanbul tarihine “afet kenti” sıfatını yazdırdı. Oysa yağış oranına bakıldığında 2009 ile 1988 yılı arasında çok fark yok. Ama yapılaşma oranına bakıldığında TÜİK verilerine göre 2 kata yakın bir fark var sadece ilave yapı bazında var. Kısaca yağmur bir doğa olayı olarak en normalinde kentlere düşse bile sonuç bir afete dönecek kadar olumsuz. Çünkü ne yere, ne yöne, ne yakın çevreye, ne de doğanın kendisine saygılı kentler inşa ediyoruz. Toprağı görmeyen suyun gidebileceği yer kalmadığında boğar! İnsan, kendi yaptığı çevrede kendini öldürüyor! Bahaneyi suda aramayalım anormal olan biziz!

NİMETİ AFETE ÇEVİRMEYELİM!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dere yataklarının zeminlerinin toprak kalması üzerlerinin beton ile kaplanmaması konusunda belediyelere uyarıda bulundu. Yaya yolları ve meydanların zemin suyuna geçirgen detayda olması, altyapı bakım ve temizlik, kanalizasyon ve içme suyu hatlarının dağılımına, kentsel alanlarda ağaç ve bitki örtüsüne dikkat çeken Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, kent planlamasında sel suyunu yumuşatacak basit göletlerin yapılabileceğini vurguladı. Dereleri doldurup kapatarak, betonun üzerine çim sererek topraktan yoksun bırakılan kentlerde yağmur nimet değil afet olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, halihazırda yapılan hemen hemen tüm toplu konut projelerinde, yeşil alan olarak bırakıldığı iddia edilen açık sosyal alanlar, kapalı otoparkların üzerinde suni yeşil alanlar. Yağmur suyunun toplanması altyapıya verilmeden önce yeniden kullanılması, bahçe ve bitki sulamasında yararlanılması, gri suların yeniden kullanımı gibi mecburi yaklaşımlar lüks değil gereklilik. Yokluğunda çöl, varlığında sel olan nimet insanın elinde afete dönüşmeden önce yağmur suyunun akış yönü, arazilerin eğimleri, hâkim rüzgâr yönü gibi verilere yere yöne uygun, her yönden ulaşılabilir, ağacı toprağı zengin planlamalara geçmek zorundayız. Yoksa bu ne ilk ne de son olacak! Yoksa sınırları zorlayan anlayışlar ile artık sıradan bir doğa olayı bile acil durum hatta afet boyutlarında yaşanacak.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI