Anasayfa > Yazarlar > Esin Tümer > Şehrin mimarisi psikolojimizi olumsuz etkiliyor
Şehrin mimarisi psikolojimizi olumsuz etkiliyor
25 Haziran 2017 Pazar, 09:31

Markalı, markasız derken beton büyüttüğümüz kentler üzerimize üzerimize geliyor. İstanbul’dan Bodrum, Çeşme, Alaçatı gibi “yazlık” yerleşkelere göç sadece tatillerde değil artık ömürlük taşınmalara dönmüş durumda. Kariyer, eğitim, kazanç kapısı gördüğümüz metropoller her şeylere çok iyi geliyor da “psikolojimize” pek yarar sağlamıyor. Şehirlerde yaşayan nüfus artarken yapısal yoğunlaşmanın yönetilemez hale gelmesi, insana hizmet etmeyen yaşam alanlarının doğmasına neden oluyor. İşte tam bu noktada “nöro-mimari” tartışmaları yeniden alevlendi. Geçen ay Londra’da yapılan Bilinçli Şehirler Konferansı’nda (Conscious Cities Conference) bir araya gelen bilişsel davranış bilimi temsilcileri ile mimarların ortak görüşü, “Mekân insanı rezil de eder vezir de!”

'BİNALAR BİZİ BİÇİMLENDİRİYOR'

Winston Churchill’in, İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanan parlamento binasının restorasyonu sırasında sarf ettiği “biçimlenme” göndermesi bugün nörobilimciler ve psikologların desteklediği tez ile aynı. Binaların ve şehirlerin genel sağlığımızı ve ruh halimizi etkilediği, beynimizin hipokampal bölgesindeki özel hücrelerin, yaşadığımız yerin geometrik ve alan düzenlemelerine uyum sağladığı kanıtlanmış durumda. Modernizmin ürettiği işçi blokları tasarlanırken bir gün dinamitlenerek yıkılacağı ve Postmodern dönemin başlayacağı tahmin edilememişti. Suç işleme, yoksulluk, işlevsizlik simgesi haline gelen yan yana dikilmiş çok sayıda apartman insanlara mutlu kamusal alanlar değil izole edilmiş hayatlar sunmuştu. Bugün farklı yaşam alanları da üretmiyoruz maalesef.

CEPHE ETKİSİ

Psikolojik araştırmalar sayesinde insanların hoşuna giden ve onları teşvik eden kentsel alanların nasıl olması gerektiğine dair daha fazla fikir sahibiyiz. Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nde tasarımın psikolojik etkileri üzerine araştırma yapan Colin Ellard’a göre, bina cephesi karmaşık bir yapıya sahip ve ilginçse insanları olumlu etkiliyor, basit ve monoton bir görünüm ise olumsuz etki yaratıyor. Yine Heidelberg Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, şehirde yaşamanın bazı insanlarda beyin yapısının değişmesine neden olduğunu ortaya koymuş durumda. Sosyal izolasyon, sosyal stres hastalık temeli olarak sunulurken kentsel planlama ve mimari tasarım bu sorunlara cevap bulmak zorunda!

YAŞANILACAK EN İYİ ŞEHİRLERİN SIRRI

“Kamu alanlarını zenginleştirmek şehirdeki yalnızlığı ortadan kaldırmaz, ama şehir sakinlerinin kendilerini daha iyi hissetmesini sağlar” diyor bilim adamları. Yaşanacak en iyi şehirler listesinin başında Danimarka’nın başkenti Kopenhang’ın yer alması tesadüf değil. Manevi değerlerin yaşamın gerçeği olduğu, hayatın merkezinde ailenin olması, kentsel planlamanın ailenin bir arada zaman geçireceği kamusal alanlara öncelik vermesi, çevre ve enerji duyarlılığının kültüre sindiği, yaya ve bisiklet yollarının (350 km bisiklet yol ağı) önceliği hatta paylaşımlı ücretsiz bisiklet kullanımı, yaygın bir toplu ulaşım ağı, kent sakinlerinin yüzde 90’ının en fazla 15 dakika yürüyerek bir yeşil alana ulaşmasının sağlanması gibi kriterler iş-yaşam dengesini sağlıyor. Kentin 2025 yılı hedefi karbon salımının nötrlenmesi. Kısaca metropolün dağı taşı altın olsun da ruhumuzu da beslesin diyorsak çağın gereklerini manevi değerlerden kopmadan yerine getirmek kendine ve çevresine saygılı olan tasarımdan bahsetmek zorundayız.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI