Anasayfa > Yazarlar > Esin Tümer > En çok sorulan soru: En iyi proje hangisi?
En çok sorulan soru: En iyi proje hangisi?
11 Temmuz 2016 Pazartesi, 10:57

 

Her hafta pazar günü bu sayfada buluşalı dört yıl oldu. Bu vesile ile oldukça yüklü bir arşivimiz ve tüm taraflara ait değerlendirmelerimiz birikti. Kartal’dan Bahçeşehir’e, Urfa’dan İzmir’e pek çok proje gezdik. Sadece markalı projeleri değil, sektörü destekleyen üreticiler ve tedarikçilerle de görüştük. En çok sorulan sorular, problemler, yenilikler değişen ve değişmeyen talepler ile bazı kısa notlar.

 

YATIRIMCININ SORUSU

Genel olarak tüm mail’lerden, tanıdığım tanımadığım tüm telefonlardan gelen ilk soru: “En iyi proje hangisi?” Oysa ben şöyle bir şey hayal ediyorum, hangi projelere bakmalıyım gibi bir soru çok daha doğru değil mi? En iyi proje diye bir yatırım aracı yok. Yok çünkü en iyinin kriterlerini belirleyen yine sizsiniz. İhtiyacınız nedir, hangi lokasyonda, hangi komşuluk ilişkisinde, hangi ulaşım yolları ile kısaca önceliğiniz nelerdir gibi soruların cevabı olmadan “en iyi proje” seçimi yapılmıyor. En iyi değil sizin için “en doğru” projeden bahsedebiliriz. En iyisi mi ona siz karar vereceksiniz. Bu nedenle, ev almayı, altın veya dolara yatırım yapmak gibi algılayanların şöyle bir hatası var, içinde yaşam vaat eden bir metadan bahsediyorsak konu sadece yatırımın geri dönüşü değil. Tabii ki finans boyutu işin en önemli boyutu ama o zaman da sorunuz yine en iyi proje hangisi olamıyor!

 

YÜKLENİCİNİN MERAKI

Her bir yazıyı şantiye alanını ziyaret ederek hazırladık. Yaklaşık 300 proje ziyaretinde, yönetim kurulu başkanları, genel müdürler, proje müdürleri, mimarlar, satış pazarlama direktörleri ile aynı masada aynı anda sohbetlerimiz oldu. Bir firmanın farklı bir projesinde yine buluşmuş isek masa başı kalabalığımız daha da arttı. Kendimi üniversite sınavında hissettim diyen yöneticilerden tutun da teknik sorularınız için makine elektrik gruplarını çağırdık diyen firmalara hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Satış rakamının önemi tartışılmaz ancak bizim köşenin özelliği kaça aldığından ziyade neyi satın aldığınız üzerine. Odağımız mutfaktaki kullanım, ayakkabı dolabının hacmi, sağlıklı yapı kriterleri, çevre dostu, tükettiği enerjiyi kendisi üretmeye odaklı, kaliteli yapı kriterleri vb. üzerine oldu her zaman. Derin sessizliklerin olduğu sorularımız oldu karşılıklı. Röportajların sonunda hep şu soruyu aldım; “Bu kadar proje gezdiniz, bizim projemiz için ne düşünüyorsunuz?” Mimar ve objektif bir göz olarak kalma sorumluluğu ile bu soruyu pek üzerime almaz ve cevaplamaz iken onlara sorduğum benim de cevap almakta en fazla zorlandığım soru şu oldu: “Aidat öngörünüz nedir?”

 

PAZARLAMA SORUNSALI

Projelerin aynı argümanlar ile pazarlanması, yenilik ve farklılaşma adına ise samimiyetten uzaklaşılması ana sorunlardan biri. Sonuç olarak belli bir imar yaptırımı çerçevesinde belli emsallerde bir üretim gerçekleşiyor. Yapı alanı belli, yeşile ayrılacak alan belli. Şu kadar yeşil alan ayırdık yerine, bize verilen emsal buydu ama biz şu kadarından vazgeçip mahalleye şöyle katkı sağladık, bu kadarını sanatçılara, şu kadarını hayır kurumlarına ayırdık diyebilsek, beton üzerine çim sermek yerine toprağa odaklı bir şeyler söylesek… Farklılaşmak adına zorlama konseptler üretmek de ayrı bir sorun. Böyle bir projede aidatın şu olması gerekirken biz yaptığımız modelleme ile şu kadara düşürdük veya harcanan şebeke suyunun şu kadarı geri dönüşümden elde ediliyor, ulusal ve uluslararası sertifikalarımız şunlar gibi geleceği planlayan fikirleri ve bu fikirlerin pazarlamaya aktarılmasını bekliyoruz.

 

 

Barınmanın bedeli

 

Konut, ofis, AVM, kamu binası, okul, hastane fonksiyon ne olursa olsun ortak nokta doğadan belli sınırlar ile ayrılmış yapı inşası. Konut bunların içinde en temel barınma ihtiyacına yönelik bir ihtiyaç. Barınma ihtiyacının bedeli ne kadar olabilir? Sağlık ve eğitim gibi en doğal haklardan biri olarak görmek gerekmez mi? Maalesef göremiyoruz. Çünkü kent ve ekonomi dinamikleri bu bedeli başka yerlere taşıyor. Buna lüks, akıl vs kavramları eklediğinizde ise barınma olmaktan çıkıyor. Prestij unsuru, sosyal statü, gösterge kavramları ekleniyor. Dünyanın en lüks konutunda yaşasanız bedeli neyse ödeyecek kabiliyette olsanız bile içinde yaşadığınız evren artık buna olanak tanımıyor. Bu nedenle önce yatırımcıyı daha mütevazi olana davet etmek kaçınılmaz. Yüklenici firmaları da rezidans sevdasından vazgeçmeye, “akıl”ı kumandaya, tablete değil de enerji korunumuna bağlama bilincine davet etmek kaçınılmaz. Daha pahalı bir evde oturmak değil doğal olan malzeme ile yaşamak içinde bulunduğumuz yılların trendi. Demode olanı üretip bedel ödemekten vazgeçmeliyiz!

YAZARIN DİĞER YAZILARI